gündemimiz
1) Eğitim ve COVİD-19 aşısı; 2) Öğretmenler için maddi sıkıntı ve 3.600 ek gösterge; 3) Tarım sektöründe çalışan öğrencilere yönelik hizmetlerin sağlanması ve 4) Sanayi siteleri ve üniversite kampüslerindeki kreş ve anaokulu sıkıntısı. nitelikli öğretmenlerin yetiştirilmesi;
– Öğretmen yetiştirme: Bilgili ve akılcı, evrensel değerlere sahip, yetenekli ve ulusal kavramlara bağlı öğretmenlerin girdisini gerektirir. Arz-talep dengesi dikkate alınarak eğitim fakültelerinin sayısının azaltılması gerekmektedir. Dört yıllık lisans eğitimi yeterli değildir. Okullarda uygulama aşaması yetersiz olduğundan bu sürenin uzatılması gerekmektedir. Bölgesel farklılıkları hesaba katmak amacıyla, başvuru süresi her bölgede dört ay kalmak üzere 16 aydır. Bizce Eğitim Fakültesinin 5-6 yıllık, kesin kabulü sınavla olan bir bölümü olması gerekiyor. Sınavın üç aşamada yapılması gerekmektedir. 1C. Aşama; Türkçe, konuşma, okuma, yazma, sosyoloji ve Türk tarihinden oluşmalıdır. 2c. Aşama: Eğitim bilimi (temel pedagoji, okul pedagojisi, psikoloji) kapsamlı olmalıdır. Aşama 3.c.: Alan bilgisini içermelidir. Görevlendirilen öğretmenlerin Eğitim Fakültesi’nde hizmet içi eğitim yoluyla sürekli desteklenmesi gerekmektedir. Hizmetiçi eğitim bir tatil olarak değil, bilgilerin güncellenmesi ve yenilenmesi perspektifinden değerlendirilmelidir. Okul yöneticilerinin yetkin, yüksek lisans ve doktora eğitimine sahip olmaları gerekmektedir. Devletin üniversite rektörleri, dekanlar ve üniversite yöneticileri üzerindeki yetkisi azaltılmalı, milli ideoloji (milli bütünlük ve birlik) ön plana çıkarılmalı ve demokratik gelişme sağlanmalıdır.
Öğretmenlerin sosyal statülerinin yükseltilmesine yönelik tedbirler alınmalı, üniversiteye girerken ilk üçe giren öğretmenlere burs verilmeli ve istihdam garanti altına alınmalıdır. Stajyerler için eğitim okullarında ve yoksul bölgelerde barınma sıkıntısı çözülmelidir.
Daha önce atanmış ancak eğitim almamış ve branş dışında öğretmenlik yapan kişilerin yetiştirilmesine yönelik hizmet içi eğitimler sağlanmalıdır.
Müfredat aracılığıyla: Çocuklara milletin ve anayasanın ilkeleri öğretilmelidir. Türkçe, Matematik, Biyoloji, Fizik ve Kimya her aşamada esas alınmalıdır. Ortaöğretimde gerekli laboratuvarlar yeniden kurulmalıdır. Demokrasi adına disiplinli eğitimden, birleştirilmiş sınıflardan, otobüslü eğitimden vazgeçmemeliyiz. Okuldan ayrılanlar olmalı, başarısız görülen çocuklar başarılı oldukları alanlara yönlendirilmeli, arz ve talep dikkate alınarak mesleki eğitime önem verilmelidir. Arap, Amerikalı, Alman ve misyonerlik faaliyetlerini engelleyecek şekilde müfredatta değişiklik yapılmalıdır. Tüm vakıflar ve devlet üniversiteleri, eğitim-öğretim sektörünün serbest piyasa ilişkilerini dikte eden bir kar alanı haline gelmesinin önüne geçmelidir. Matematik, fizik, biyoloji ve kimya alanlarında bilimsel gruplar güvence altına alınarak araştırma ve geliştirme fırsatları yaratılmalıdır. Eşit bir toplum inşa etmeden iyi bir eğitim sisteminin kurulması düşünülemez. Bu gerçek dikkate alınarak her bölgedeki yatılı bölge okulları, yatılı Anadolu liseleri ve yatılı öğretmen Anadolu liseleri gözden geçirilerek köy çocukları ve yoksul ailelerin çocuklarına sunulmalıdır. ,
Okul ders kitapları yazılırken Türk tarihi, Cumhuriyet tarihi, Osmanlı tarihi, sosyolojik veriler dikkate alınmalı ve üniversitelerin kurduğu bilimsel kurumlar tarafından incelenmeli, ulusal bütünleşme ve birleşme demokratik uygulamalara öncelik verilerek yürütülmelidir. Okul hayatında öğrenciler… Okul yönetimine katkı sağlayacak bir okul müdürü seçilmelidir. Okul dergileri öğrencilerin katkılarıyla yayınlanmalıdır.
Beyin göçü: İyi eğitimli, üretken, düşünen ve nitelikli insanların kendi ülkelerinden başka bir ülkeye göç etmesi olarak tanımlanmaktadır. Göç nedenleri ekonomi, insan hakları ve özgürlüktür.

OECD’nin kurucu ülkeleri bu etkinliği destekliyor.

Bundan yararlanan ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve AB ülkeleri bulunmaktadır. Bunun gönderen ülke üzerinde hem olumsuz hem de olumlu (geri dönüş durumunda) etkileri olabilir. Tarihe baktığımızda bizi olumlu yönde etkileyen olayları şu şekilde sıralayabiliriz. 1- 1492 İspanya’nın Yahudileri kabul etmesi, ülkemizin ticari hayatına büyük bir ivme kazandırıyor. .2 – Hitler’in zulmünden kaçan Alman Yahudi bilim adamlarının kabulü, Türkiye’nin eğitim sisteminin gelişmesine ve yeni üniversite fakültelerinin açılmasına katkı sağladı. 3 – 1980’den sonra kurulan Bilkent Üniversitesi’nin akademik kadrosu sağlandı. Merhum İhsan Dolamachi’nin özel çabaları, üniversitenin Türk bursunun yurtdışında yeniden değerlendirilmesinde öncü ve başarılı olmasını sağlamıştır.
Bugün millet olarak değerli bir varlığımızı, yetişmiş insan kaynağını kaybetmiş olmamız acı bir gerçektir. Japonya’nın Asya ve Orta Doğu’da eğitim düzeyi yüksek ülkelere geçiş noktası olarak kullanıldığını unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Gidenler gelmeyecek veya gelemeyecek. Eşi görülmemiş bir genç neslin bulunduğu yetenekli gençlerimizin diğer ülkelerden önce tespit edilip korunması ve ülke olarak ortaokuldan başlayarak az sayıda okulun yetenekli öğrencilere özel olarak açılmasını sağlamalıyız. onları eğitin. Eğitim (iyi kurumların artması gerilemeye neden olur), ülkenin geleceğine katkıda bulunabilmeleri için milli meselelere katılım garanti altına alınmalıdır.



Source link

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *